Tatlının Tatlı Geçmişi

Hepimizin çok ama çok sevdiği asla hayır diyemediğimiz tatlının tatlı geçmişi var. Hiç merak ettiniz mi tatlı ilk defa nasıl ortaya çıktı, ilk tatlıyı kimler yaptı?

Tatlı kelimesi, hangi dilde olursa olsun mutluluk hissi ve beraberinde olumlu duygular çağrıştırır. Hangi tatlı olursa olsun ana malzemesi şekerdir ve şeker sevgi ile özdeştir.

Tatlı çeşitleri doğudan batıya, kuzeyden güneye her kültürde farklı tariflerle sofralarda kendine en özel yeri bulmuştur.

Türkler Eskiden Tatlı Yemeği Sevmezdi

Evet yanlış duymadınız. Yapılan bir araştırmaya göre çok eski tarihlerde, Müslümanlığı seçmeden önceki Türkler tatlıyı sevmezlermiş. Hatta bu öyle bir boyuttaymış ki erkeklerin  tatlı yemesi ayıp karşılanırmış.

Türklerin İslamiyeti seçmesiyle birlikte, tatlı kültürü de yavaş yavaş sofralarda yerini almaya başlamış. Türkler, Müslümanlıkla birlikte doğunun birbirinden lezzetli tatlılarıyla tanışmış.

Peygamber Efendimizin tatlıyı özellikle balı ve hurmayı çok sevmesi üzerine Hz. Ayşe’den nakledilen hadisler uyarınca Türklerde tatlıyı sevmeye ve sofralarında yer vermeye başlamışlar. Ve zamanla bu konuda kendilerini geliştirerek birçok tatlı çeşidinde isimlerini dünyaya duyurmuşlar.

Osmanlı Mutfağının Muhteşem Tatlıları Ve Çıtır Baklava

Osmanlı Sarayı’nda birçok tatlı yapılırdı. Bunların hepsi birbirinden meşhurdu. Ama bir baklava çeşidi vardı ki muhteşem ötesi. Osmanlı Mutfağının kayıtlarından ilk baklavanın 1473 yılında yapıldığını ve bu baklavanın iftar sofralarını süslediğini öğreniyoruz.

Osmanlı döneminde halkta baklavayı çok sever, bayramlarda, özel günlerde mutlaka yapardı. Evliya Çelebi “Seyahatname” isimli kitabında baklava ile ilgili çok hoş bir hikaye anlatır.

Osmanlı döneminde İstanbul konaklarında bayramlarda ve özel günlerde çok sık baklava yapılırmış. Her konak bu baklava konusunda birbiriyle yarışırmış. Baklava en az yüz tane yufkadan yapılırmış. Gelen konuklar,  yarım metre yukarıdan baklava tepsisinin üzerine altın bir lira atarmış. Atılan altın, yufkaların inceliği ve kıtırlığı sayesinde baklava tepsisinin dibine kadar girerse muhteşem sayılır  ve ev sahibi gururla göğsünü kabartıp altını aşçısına ödül olarak verirmiş. Böyle çıtır bir baklava yenmeye değermiş çünkü. Ama altın baklavaya saplanıp kalırsa, baklava yenmeyecek kadar kötü sayılır ve tepsi mutfağa geri yollanırmış. Konağın sahibi de bu durumda gelen misafirlerine mahcup olmuş olurmuş. Evliya Çelebi’nin anlattıklarına göre, mükemmel bir baklava bir kağnı tekerleği kadar büyük ve kat kat olmasına rağmen ufacık bir altının ağırlığıyla çökecek kadar da yumuşak olmalıymış.

Evet sevgili dostlar, sizlerle tatlının tatlı geçmişine kısa bir yolculuk yapmak istedik. Umarız yüzünüzde tatlı bir tebessüm bırakmışızdır. Bir atasözümüz der ki, “Bal bal demekle ağız tatlanmaz.” Tatlının tatlı geçmişi demişken, bu kadar konuştuktan sonra ağzınızın tatlanmasını isterseniz https://www.hacihasanogullari.com.tr/ web sitemizden ve instagram sayfamızdan damak tadınıza uygun bir lezzet seçebilirsiniz. Siz seçiminizi yapın, biz sizin için özenle hazırlayıp kapınıza kadar getirelim.

Tatlı günlerde, sağlıkla, mutlulukla buluşalım…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir